
Zaman zaman kendimizi öfkelendirmekten alıkoyamıyorsak ve öfkemizi bazen işlerimizi yoluna koymak için kullanma alışkanlığı geliştirdiysek öfkenin iç yüzünü tanımak ve öfkelenme becerimizi yeniden gözden geçirmek durumundayız..
Öfkelenmek beceri ister!
Öfkelenmenin tamamen kişin kendi becerisi olduğunu bilmiyor olabilirsiniz ama bu becerinin bir çok yol ile edinilmiş olabileceğini tahmin ediyorsunuzdur. Başkasından görerek yada deneme yanılma yolu ile öfkelenme becerisine başlamış bir çok insan istemediği bir durumu yaşarken öfkeli bir surata ve bağırıp çağıran bir insana dönüşerek karşısındaki kişiyi korkutup işini görmesini sağladığını düşünebilir. Artık her istenmeyen durumla karşılaşıldığında kendi çıkarını gözetmek adına sanki doğuştan bir refleksmiş gibi kendinisini öfkelendirmeye başlayabilir..
Oysa ki öfkelenmek kalıtsal bir refleks değildir. Boğazımıza yemek takıldığında öksürmeye benzemez. Örgü örmek, bisiklet kullanmak gibi öğrendikten sonra hiç düşünmeden de o işi yapabilmeye benzer. Kendinizi şartlandırıp, her bisiklete bindiğinizde pedal çevirmeye başlamamız gibi, her hoşumuza gitmeyen durumda da kaşlarımızı çatıp “İşler benim dediğim gibi olmalı!” düşüncesini kendimize veya çevremize yönlendirmemizdir.
Öfke nasıl becerilir?
1. adım: İstenmeyen bir durumla karşı karşıya kaldığımızda doğal memnuniyetsizlik, hoşnutsuzluk, neşesizlik yaşayabiliriz. Evet, bunların hepsi bizim doğal duygularımızdır ve bunları yaşamak da hayatımızın bir parçasıdır.
Buraya kadar her şey normaldir.
2. adım: Karşılaştığımız durumu kabullenmiyorsak ve düşüncelerimiz “Olaylar böyle olmamalı, bu doğru değil, tamamen yanlış yapıyor bana, karşımdaki kişi hatalı, ben ona doğru yolu göstermeliyim, bu bana yapılan bir haksızlık” gibi bir girdapta sürükleniyorsa kendi kendimize tepinmeye, öfkelenmeye başlarız. “Sizi öfkelendiren sizi işgal etmiş olandır” diyen ilk fizik tedavi uzmanlarından Elizabeth Kenny kişinin hassas olduğu konularda daha çabuk öfkelenip parladığını hatırlatıyor.
Aslında olan olmuştur ve bütün duyularımızın da bize ilettiği gibi olan bir gerçekliktir! Doğallıktan çıkıp kendimizi öfkelendirdiğimiz adımlar 2. adımda başlar. Bize göre hayatta olmaması gereken şeyler oluyordur, hiçbir şey olması gerektiği gibi değildir. Öfkemiz üretilmiş, öfke duygumuz tıpkı bir ırmak gibi herhangi bir yöne doğru akmak istiyordur.
3. adım: Öfke içeri mi, dışarı mı: Artık bir şeyler yapmanın vakti geldi çünkü vücudumuz artık bu strese dayanamayacak. Öfkemizi ya kendimize eziyet ederek içimize atarak bastıracağız (ki bu durum kaygı veya depresyon gibi ruhsal sorunlara kapı açabilir), ya da etrafa püskürterek belki de saldırganca tavırlar ile çevremizle / toplumsal kanunlarla sürtüşeceğiz.
Yok mu bu öfkenin bana veya ona zarar vermeyeni?







